|

AZERBAYCAN’IN SON
OSMANLISI NEVRUZ DEDE VEFAT ETTİ |
Kanal7’de yayınlanan ve Gazeteci
Seyfullah Türksoy’un hazırlayıp sunduğu Türsoy'la
İpekyolu proğramı ile gündeme gelen ve Tüm dünyanın
tanıdığı Nevruz Dede Azerbaycan'da hayata gözlerini
yumdu
7 yaşında iken
Nuri Paşa komutasındaki askerî birlikle Azerbaycan"a
gelen Nevruz Caferov 95 yaşında hayata veda etti.
Kanal7’de yayınlanan ve Gazeteci Seyfullah Türksoy’un
hazırlayıp sunduğu Türsoy'la İpekyolu proğramı ile
gündeme gelen ve Tüm dünyanın tanıdığı Nevruz Dede son
günlerinde hep bir İstanbul özlemi çektiğini söylemişti.
Nevruz Dede’nin bu isteğini yerine getiren gazeteci
Seyfullah Türksoy, O’nu Sultanahmet’te gezdirmiş ve
vatan hasretini gidermişti
Dünkü Türsksoyla İpekyolu proğramının da konuğu olan
Nevruz Dede bugün Bakü’de Toprağa verilecek
NEVRUZ DEDE KİMDİR?
“1917 yılında Ermeni-Rus orduları Azerbaycan"ı kasıp
kavurur. Müslüman Türk ahali zor durumdadır. Osmanlı
hükümeti, yardım amacıyla dönemin ünlü askerlerinden
Nuri Paşa komutasında bir orduyu Azerbaycan"a gönderir.
Bu askerî birlik içinde ismi Ahmet olan küçük bir çocuk
da vardır. Ahmet"in babası yüksek rütbeli bir Osmanlı
zabiti olan Nimetullah beydir.
Annesi ise Fatıma hanım. Ahmet, daha küçük bir çocuk
iken annesini kaybeder. Sefer emri alan Nimetullah bey,
oğlunu emanet edebileceği bir akrabası olmadığından o
sırada 7 yaşında olan Ahmet"i yanında götürmeye karar
verir. Askerî birliğin İstanbul"da başlayan uzun ve
yorucu yolculuğu Gence"de sona erer. Kente vardıklarında
küçük Ahmet"i bir çocuk yurduna teslim eder babası,
sonra da Azerbaycan"ın iç bölgelerinde devam eden savaşa
katılmak amacıyla cepheye koşar.
Dünün küçük Ahmet"i Nevruz Caferov, ak sakallı bir dede
olmuş şimdi ve Bakû'de yaşıyor. Dimdik duruşu, kartal
bakışı ve çehresindeki çizgiler onun başka bir
coğrafyaya ait olduğunu gözler önüne seriyor. Bakû"deki
Türk Şehitliği"nde isimleri pirinç levhalara yazılı
kahramanlara bakıp, "Ben buraya onlarla birlikte geldim"
diyor. Sonra da gözünü ufka dikerek şunları söylüyor: "Onlar
babamın arkadaşları. Benim amcalarım oluyor.
İstanbul"dan Gence"ye uzanan uzun bir yolda arkadaş
olmuşuz onlarla."
İstanbul hasreti ile yanan gönül
Nevruz Caferov, 1910 yılında İstanbul"da dünyaya gelir.
Aradan geçen uzun yıllara rağmen "İstanbul" ismi
telaffuz edilince heyecanlanıyor ve yüreğinde doğduğu
şehri ahir ömründe görme arzusu uyanıyor. İstanbul"a
duyduğu sevginin altında çocuk hafızasında kalan güzel
hatıralar bulunuyor. Gözünün önüne en fazla gelen
görüntü yaşadıkları ev ve yanıbaşındaki cami. "5-6
yaşlarında iken arkadaşlarımla evimizin önünde oynardık"
diyor, iç geçirerek.. Evlerinin yanıbaşındaki caminin
çift minaresi olduğunu söylüyor. Arkadaşları ile camiye
girip saklambaç oynarlarmış. Bazen namaz kılan
insanlarla birlikte eğilip kalkarlarmış. Cemaat de
onların başını okşar, şeker ya da para verirmiş. Bazen
de çok fazla gürültü çıkarır, bu kez de onların
tatlı-sert ikazları ile karşılaşırlarmış.
Nevruz dedenin hafızasından çıkmayan bir başka İstanbul
karesi ise evlerinin önündeki kalabalık. "Rahmetli
annemin Hakk"ın rahmetine kavuştuğu gündü o gün" diyor,
kısık bir sesle. Annesinin genç yaşta ölmesi onu
derinden etkilemiş. Babasının birkaç kez sessiz sessiz
ağladığına şahit olmuş. Oyun arkadaşlarının hiçbirini
gözünün önüne getiremediğinden yakınıyor. Onlara ait ne
bir resim karesi var belleğinde ne de bir isim. 7 yaşına
kadar yaşadığı İstanbul"dan hafızasında kalanlar bu
kadar. Bir de camilerin minarelerinden yayılan ezan
sesleri kalmış kulaklarında.
"Baba" diyerek haykırır ve kendinden geçer
Küçük Ahmet"in Gence günleri çok zor geçer. Annesinin
vefatından sonra öz yurdundan ve arkadaşlarından ayrı
düşmek çok zoruna gider. Bunlar yetmezmiş gibi,
vatanından uzak bu garip ülkede tek yakını olan, canı
sıkıldığında boynuna sarılıp teselli bulacağı babacığı
da yanında değildir. Annesinin yokluğuna bir de baba
hasreti eklenir. Nice geceler "anne-baba" çığlıkları ile
uyanır ve sabaha kadar ağlar da ağlar. Bazı geceler bu
ağlama seanslarına çocuk yuvasının hizmetçisi de katılır.
Yurtta kaldığı iki yıl boyunca küçük Ahmet"i hiçbir şey
teselli edemez.
Bu arada, Azerbaycan bağımsızlığını ilan eder. O sıralar
dokuz yaşında olan Ahmet, "Belki babasından bir haber
alır" düşüncesiyle önce Bakû"ye, bir süre sonra da İran
sınırına yakın Lenkeran şehrindeki çocuk yurduna
gönderilir. 28 Nisan 1920"de Rus askerleri Azerbaycan"ı
yeniden işgal edince bu tarihe kadar ülkede kalmış
Osmanlı askerleri birer ikişer İran üzerinden vatan
yolunu tutar. Baba hasretine dayanamayan Ahmet, bir
haber alırım ümidiyle çocuk yurdundan firar ederek
İran"ın Astara şehrine gider. Bir yıl boyunca babasının
izini bulmaya çalışır. Hiç kimse "babanı gördüm" demez
kendisine. Boynunu büker ve yeniden Lenkeran"a dönerek
çocuk yurduna yerleşir. Umudunu kaybetmiştir artık.
Kendisini annesiz babasız bir gelecek beklemektedir.
Kafesteki kuş gibi çırpınmak
Küçük Ahmet babası Nimetullah beyi ararken, babası da
oğul hasreti ile yanıp tutuşmaktadır. Sevgili eşinden
yadigar kalan biricik yavrusunu bulmak ister. Ancak,
Osmanlı askerleri için Azerbaycan toprakları güvenli
değildir artık. Bolşeviklerin iktidarda olduğu bu
topraklarda Osmanlı askerlerini yargılamak üzere
mahkemeler kurulmuştur çünkü.
Canlarını kurtarabilenler İran üzerinden Anadolu"ya
geçmeye çalışır. Ancak, bu güzergah da onlar için tekin
değildir. "Aynalı" ve "beş atılan" diye tabir edilen
Osmanlı tüfekleri çok değerli olduğundan Mehmetçiklere
bu kez eşkıyalar musallat olur. Kimisinin eşyaları
yağmalanır, kimisi de ellerindekileri vermek istemediği
için öldürülür. Nimetullah bey, asla dönmeyi düşünmez.
Onun hayatta tek bir amacı vardır; oğlunu bulmak. Önce
Gence"ye, sonra da Bakû"ye gider. Bolşevikler tarafından
yakalanıp idam edilirim korkusuyla başkentten ayrılır ve
Lenkeran"ın yolunu tutar.
Bu dönemde kafesteki kuş gibi çırpınıp durur. Bir yanda
evladını gurbette bırakıp gitmek vardır, diğer yanda
ölüm korkusu. Nihayet kararını verir, Lenkeran üzerinden
İran"a geçer. Ancak, evlat hasreti vicdanını kanatır ve
daha öteye gidemez. İçine doğan bir ümitle Lenkeran"a
geri döner. Bir gün Lenkeran sokaklarında dolaşırken
küçük Ahmet"in "baba" çığlıklarını duyar ve hayatının en
mutlu gününü yaşar.
Hayatı da değişir ismi de
Baba oğul yıllar sonra kavuşmuştur artık. Ancak, onları
nelerin beklediğini tahmin bile edemezler. Bildikleri
bir şey varsa o da geçmişlerini ve nereden geldiklerini
unutmaktır. Osmanlı Zabiti Nimetullah, Sovyet vatandaşı
Nimet olur öncelikle. Küçük Ahmet"in ismi de Nevruz
Caferov... Baba Nimetullah, bulduğu eski bir akordeonu
düğünlerde ve bayramlarda çalarak ekmek parasını
kazanmaya başlar. Akordiyoncu Nimet olarak nam salar
Lenkeran"da. Bir Azeri hanımla evlenir ve Nevruz"un üç
kardeşi olur.
İstanbul"dan getirdiği oğlunun iyi bir eğitim almasını
ister ve onu askerî okula yazdırır. Bakû"de okuyan
Nevruz, bir gün üşüterek hastalanır ve tedavi görmek
için Lenkeran"a babasının yanına gider. Bir hafta sonra
geri döndüğünde onu bir sürpriz beklemektedir. Okuldan
atılmıştır ve okul yönetimi ordudan firar ettiği
gerekçesiyle kendisini mahkemeye vermiştir. Çıkarıldığı
mahkemede mahkum olur ve cezaevine gönderilir. Üç yıl
hapiste kalan Nevruz Caferov, cezasını tamamladıktan
sonra hayata atılır ve inşaat işçiliği dahil her türlü
işi yaparak rızkını çıkarmaya çalışır.
Alman esir kamplarında yaşananlar
Aradan yıllar geçer. 1941 yılının bir yaz sabahı Almanya,
Sovyet topraklarına saldırır. Halk seferberliğe çağrılır.
Nevruz Caferov da savaşın ilk günlerinde cepheye
çağrılanlar arasındadır. Cephede "cesur" asker olarak
nam salar. 1942 yılının sonbaharında Ukrayna"nın Harkof
kenti yakınlarında yaralanır ve Almanlara esir düşer.
Esir kampında yapılan ideolojik propaganda, o zamana
kadarki düşüncelerinde önemli değişiklikler meydana
getirir. Esir Azerilerin bir araya toplanarak askeri
lejyonlar kurulması işine yardımcı olur. Almanların
Sovyet ordularını mağlup edeceği varsayımından hareketle
Azerbaycan"da kurulacak hükümetin hazırlıklarına girişir.
Bu arada, Almanların talimatıyla bir gece uçakla
İstanbul"a hareket eder ve Mehmet Emin Resulzade"yi (Sovyetlerin
işgalinden önce 1918 yılında bağımsızlığını ilan eden
Azerbaycan devletinin lideri) alarak geri döner. İtalya,
Fransa, Avusturya, Bulgaristan, Polonya, Romanya gibi
Avrupa ülkelerini dolaşarak Azerbaycanlıların işkenceden
kurtulmalarına ve lejyonda toplanmalarına yardımcı olur.
Almanca ve İtalyancayı mükemmel konuşacak derecede,
Fransızcayı da fikirlerini ifade edecek kadar öğrenir.
Savaş, Almanların yenilgisiyle biter. Hem lejyon
çalışmaları hem de Azerbaycan devleti ile ilgili bütün
ümitleri suya düşer. 1946 yılında Avusturya"da yakalanır
ve Sovyet yetkililerine teslim edilir.
İşkence yılları
Bakû"deki KGB bürosunun bodrum katlarında hayal bile
edemeyeceği işkencelerle karşılaşır. Tırnakları sökülür,
parmakları kapı aralığına sıkıştırılarak kırılır,
sapasağlam dişleri kertepenle sökülür, elleri ve
ayakları zincirlenerek bayılıncaya kadar dövülür. O
yıllarda Azerbaycan Komünist Partisi"nin lideri kast
edilerek, "Bagirof"un yerine mi göz diktin?" diyerek
kendisi ile alay edilir. Soruşturma bittikten sonra
mahkemeye çıkarılır ve 25 yıl hapse mahkum edilerek
sürgüne gönderilir. Her ne kadar sürgün yeri KGB"nin
bodrumları ile kıyaslanmayacak kadar rahat olsa da
havanın çok soğuk (-40 derece) olması, bulaşıcı
hastalıkların kol gezmesi hayatı yine de zorlaştırır.
Nevruz Caferov"un önünde sürgünde geçirilecek 3-5 yıl
değil, tam 25 sene vardır. Mart 1953"te dönemin Sovyet
lideri Stalin ölür. Çok geçmeden Sovyet ülkesinde ciddi
değişiklikler olur, kanunlarda yumuşamalar meydana gelir.
Stalin"in ölümüyle Nevruz Caferov"un hayatı da değişir.
8 yıl hapis yattıktan sonra 1956 yılında vatanına geri
döner.
Bir kez daha hayatın acı gerçekleriyle karşı karşıya
gelir. Fabrikada işçi olarak çalışır, tiyatroda sahneye
çıkar, devlet korosuna katılır. Bu arada başka
yetenekleri olduğu da ortaya çıkar ve resim yapmaya
başlar. Hayallerinde canlandırdığı İstanbul"dan iki
farklı manzarayı yağlı boya ile keten kumaşın üzerine
yansıtır. Bugün evinin duvarını süsleyen bu tablolarda
ana figür olarak küçük Ahmet"in hafızasında kalan
İstanbul"a ait camiler, köşkler, mavi denizler göze
çarpıyor. Dostlarının ısrarı ile evlenir ve 56 yaşında
baba olma zevkini tadar. Bakû"de düzenli bir hayatı, her
sabah gideceği bir işi, akşamları hanımı ve çocukları
ile birlikte kalacağı üç odalı bir evi vardır artık...
Qaynaq
: http://www.turksoylaipekyolu.com/tr/Azerbaycan/a.598.html